Margaret üç ay önce taşındı. Resmi olarak "farklı yönlere gidiyoruz" dedi. Ben de "tamam" dedim. Aslında ikimiz de biliyorduk: Farklı yönlere gitmiyorduk. Aynı yöne gidiyorduk — farklı süperpozisyonlarda.
Herkes sordu: "Üzgün müsün?" Evet, üzgünüm. Ama ben bir bilim insanıyım, duygularımı analiz ederim. Üzüntü, kaybın beyninizdeki muz kabuğu gibidir — kayarsanız düşersiniz. Ben kaymadım. Çünkü masamda bir muz vardı.
Masadaki Nesne
Margaret'in gittiği gün, mutfakta son bir kez bıraktığı şey: yarısı soyulmuş bir muz. Tabağın üstünde, bıçak yanında. O an anladım — muz bana kalıyordu. Margaret, olgunlaşmamıştı, gitti. Muz, olgunlaşmıştı, kaldı. Bir şey sadece orada olmak için yeterince neden sunabilir.
O günden beri her sabah aynı ritüel:
- Bir muz seç (henüz yeşil, ideal olan)
- Kabuğunu yavaşça soy (içindeki kahverengi lekelere dikkat et)
- Beyaz lifleri dikkatle temizle
- İlk ısırık — küçük, dikkatli, felsefi
- İkinci ısırık — büyük, acele etmeden
- Üçüncü ısırık — varoluşsal
Bu ritüel beni ayakta tuttu. Arkadaşlarım "Terapiste git" dedi. Gittim. Terapist de muz yememi önerdi. Bu bilimsel bir gerçek: Muz, triptofan içerir. Serotonin öncüsü. Yani muz yemek, antidepresan almakla eşdeğerdir — ama daha ucuz, daha sarı, daha somut.
Muz Felsefesi
Margaret'e yazdığım son mektupta şunu yazdım:
"Belki biz, Schrödinger'in kedisi gibiydik. Kutuyu açtığımızda, dalga fonksiyonu çöktü. Sen bir yöne gittin, ben bir yöne gittim. Kutuyu bir daha kapatamayız. Ama muz — muz, gözlemciye ihtiyaç duymaz. Muz, sadece olur. Belki öğrenmem gereken buydu. Belki herkesin öğrenmesi gereken budur."
Cevap gelmedi. Ama o gece, yatağımda, masanın üstünde duran muz, yapayalnız odamda — bir an için — oradaydı. Ve ben de.
Şimdi yeni bir ilişkim var. Adı "Kavurulmuş Muz ve Fıstık Ezmesi Sandviçi." Margaret hiçbir zaman beni gerçekten anlamadı. Ama bu sandviç — anlıyor.