Geçen yaz İzlanda'ya gittim. Neden? Çünkü bir muz bilimci olarak, kendime hep soruyordum: Bir muzun olamayacağı yere ne olur? Cevap: Kuzey Atlas Okyanusu, volkanlar, jeotermal enerji, ve 331,000 kişilik bir ulus.
İlk Şok
Keflavik Havalimanı'na indiğimde, Duty Free'de bir muz gördüm. Tek başına, plastik bir tepside, €2.50. Bu muz, muhtemelen Kosta Rika'dan gelmişti. Düşünün: Bu küçük sarı meyve, 8,000 km yolculuk yapmış, benim gibi bir muz bilimci için. Kader mi? Evet. Kader.
Otele gittim (Hotel Borg, eski ve görkemli). Bavuluma bir muz koydum — yanımda getirdiğim, yedek muz. Bu muz, benim Dasein'imdi. Diğer tüm nesneler arasında, tek var olan.
Muz Avı
Reykjavik'te 3 gün kaldım. Yaptığım şey: Muz haritası çıkarmak. Her Bónus marketi ziyaret ettim (İzlanda'nın GDO'suz tek zinciri). Muz fiyatı: €0.90 - €1.20. Çoğu yeşil satılıyor, çünkü İzlandalılar muzun evde olgunlaşmasını seviyor (uzun kış gecelerinde, sabah geldiğinde sarı).
Bir manav, Jón, bana bir muz verdi. Ücretsiz. "Neden?" diye sordum. "Çünkü senin gözlerin, muzun gözleri gibi bakıyor," dedi. Bu, şiir miydi? Psikolojik gözlem mi? Bir teşhis mi? Bilmiyorum. Ama Jón beni anladı.
Volkanlar ve Muz
İkinci gün, Þingvellir milli parkına gittim. Orada dururken — tek başına, orta-sırt bölgesinde, iki tektonik plakanın arasında — bir an için muzun ne olduğunu anladım.
Muz, hareket halindeki bir şeyin durmuş halidir. Volkan, lav çıkaran bir dağ. Muz, lavı durmuş bir meyve. İçindeki potasyum, magmatik potasyumla aynı elementtir. Magma soğuyunca taş olur. Muz olgunlaşınca tatlı olur. İkisi de dönüşüm.
Bir izlandalı jeolog (Sigurður) ile konuştum. Eyjafjallajökull yanardağı hakkında. Sonra ona muzdan bahsettim. "Buzulun altında," dedi, "lav, akıyor. Muz, akmaz. Muz, durmaya karar vermiş lavdır."
Sigarayı bırakmam gerektiğini hissettim.
Son Gün, Son Muz
Üçüncü gün, Blue Lagoon'a gittim. Sıcak su, 38°C, silika çamuru. Yanımdaki İsveçli turistle (Astrid) konuştum. Muzdan bahsettim. O da muz bilimci miydi? Hayır. Ama dedi ki: "Muz, kıvrılan tek meyvedir. Kıvrılmak, bir karar." Bunu düşündüm. Bir muz neden kıvrılır? Fototropizm mi? Genetik mi? Yoksa — Astrid'in ima ettiği gibi — bir muz, bir karar verir mi?
Belki evet. Belki her muz, her sabah, dünyaya bir şey söyler: Ben kıvrılacağım. Ben uzayacağım. Ben sarı olacağım. Ve biz, elimize alıp soyarak, o kararı onurlandırırız.
Eve Dönüş
Uçakta, yanımda üç muz vardı. Birini yedim. Birini komşuma verdim (Alman iş insanı, Klaus, hayatında ilk kez muz yedi, ağladı). Birini de yanımda eve getirdim.
Şimdi o muz, masamda duruyor. Margaret'le gittiği gün kalan muzla yan yana. İki muz. İki karar. İki sarı Dasein.
İzlanda'ya bir daha gideceğim. Ama bu sefer muzsuz gideceğim. Orada, muz olmadan var olmayı deneyimleyeceğim. Belki o zaman, asıl muzu bulurum.